Kuyruğunu Yiyen Yılan

Forum Tanrısı

Administrator
Yönetici
Cahit Zarifoğlu’nu okuyorum bugünlerde… Bir Değirmendir Bu Dünya… Üstadın harika tespitleri var. Özellikle sömürgeci Batı medeniyetine dair tespitleri hâlâ güncelliğini koruyan tespitler. Zarifoğlu, bu tespitlerden birini de bir masal eşliğinde bize aktarmış. Masal özetle şöyle: Uzun kara bir yılan, ıssız kayaların üzerinde güneşlenerek günlerini geçirmektedir. Acıktığı zaman da zehirli diliyle yakaladığı kertenkeleleri yemekte, doymadığı zaman da civar köyün civcivlerini avlayarak karnını doyurmaktadır. İnsanlar, bu kara yılandan çok çekmiştir. Öyle ki bu kara yılan; tavukların korkusu, çocukların kâbusu, gelinlerin ürpertisi olmuştur. Onu güneşin ısıttığı taş duvarların dibinde keyifle yatarken gören köylüler, eğilip eline bir taş alıncaya kadar kara yılan çoktan ortadan kaybolurmuş. Günün birinde kara yılan, dümdüz bir kayanın üzerinde öğlen güneşinin keyfini çıkarırken başından kuyruğuna yayılan titreşimlerle adeta kendinden geçer. Başını kaldırdığında, kara bir çubuk gibi yatan kendi gövdesini görür. Muhteşemdir, kendini beğenip sever. Bu keyifle boynundan başlayarak kuyruğuna kadar kendi gövdesini okşamaya başlar. Okşadıkça da keyiflenir. Fakat ne olduysa; gövdesini bir kertenkele sandığı için mi, kendi kendine hareket edişine kızdığı için mi, yoksa bir kaza sonucu mu olduğu bilinmez; bir anda kuyruğuna saldırıverir ve geri kusmasına imkân bırakmayacak şekilde kuyruğunu yutar. Acıyla gerilince de muntazam bir çember şeklini alır. Kurtulmaya çalıştıkça da kendine bir urgan gibi dolanır. Kendini korumak için bir kaya deliğine girmek ister ama bu sefer de deliğin ağzına takılıp kalır. Velhasıl, çaresizlik içinde kıvranmaya başlar. Onun bu halini gören kertenkeleler ve irili ufaklı böcekler, ne olduğunu anlamadan bir süre korkuyla etraftan onu izler. Onları gören yılan, üzerlerine atıldıkça kendi etrafında dönüp durur. Artık kendisi avcı, onlar da birer av değildir. Ne olup bittiğini ilk anlayan, kırmızı suratlı kertenkele olur. Çok geçmeden bütün kertenkelelerin ve böceklerin iştahı kabarır. Ancak acele etmezler çünkü yılan hâlâ canlıdır ve zehirli ağzını kuyruğundan kurtarabilme imkânı vardır. Bütün cesaretini toplayan büyük kertenkele, yılanın gözlerinin içine baka baka yılana yaklaşır ve yılanın dehşet içinde gerilen yüzüne aldırmadan dişlerini onun karnına daldırır. Kara yılanın duyduğu acı öyle büyüktür ki öfkeyle önce bir yumak gibi büzülür, sonra açılarak metrelerce havaya fırlar. Ve kayadan aşağıya düşer. Herkes, yılanın arkasından koşarken olup bitenleri gören yırtıcı kuşlar da saldırıya geçerek böcekleri ve kertenkeleleri kaçırmaya çalışır. Bu sırada uzaklardan olup biteni izleyen dev kartal, yıldırım gibi bir dalış yaparak gittikçe kalabalıklaşan taliplilerin arasındaki kara yılanı aldığı gibi yükseklere çıkar. Başını kuyruğundan kurtaramayan yılanın eli kolu bağlıdır, bu sebeple yere atarak öldürmeye de gerek yoktur. Dev kartal, esirini yuvasına götürüp iştahla yer. Zarifoğlu, masalı anlattıktan sonra yazısını şöyle bitirmiş: “Bakıyorum da Batılılara, sömürülerine engel güçlü bir şeyle karşılaşınca, en azından ona, kendi kuyruğunu yutturmanın bir yolunu buluyor.” Müthiş bir tespit… Sömürgeci toplumların ve bunları temsil eden güçlerin; sömürü düzenine dolayısıyla da kendilerine karşı çıkma ihtimali/gücü olanları, bir şekilde kendi kendilerini tasfiye edecek pozisyona düşürdükleri hepimizin malumu. Masal da bu durumu çok güzel anlatıyor. Eyvallah da yalnızca sömürü düzenine itiraz edenler mi kendi kuyruğunu ısırıp kendini imha ediyor? Elbette değil… Siyaset, sivil toplum, dini yapılar, akademi, sanat dünyası başta olmak üzere popüler kültürün ve sosyal/kurumsal yapıların içinde/başında olan birçok insan; zaman içerisinde kendisine âşık olan yılan misali, narsist bir kişilik kazanarak geri dönülmez bir yola giriyorlar. Kabaran narsistik duygular ve kibir, bu insanlara öyle hatalar yaptırıyor ki kişiliğinde, davasında ve temsil ettiği camiada onarılmaz yaralar açıyorlar. Kendileri kısa sürede unutulup giderlerken bedelini başkalarına ödetiyorlar. Her gün, her noktada bu kendini beğenmişliğin, güç zehirlenmesinin, azgınlığın ve arsızlığın örneklerini görmek mümkün. Bir tarafta insanın bencil duyguları, egosu… Diğer tarafta ise bu egoyu parlatan insanlar, imkânlar… Bu ikisi dizginlenemediği sürece de kendi kuyruğunu yiyen kara yılanlar hep olacaktır. 10.01. 2024
 
Üst